Müzisyen, tasarımcı Zeliha Sunal: “Türkiye’nin en büyük çevre korosunu kurmak üzere çalışıyoruz”

Farklı dillerde söylediği şarkıların yanı sıra çevre kirliliği, iklim değişikliği, atıksız yaşam mücadelesi veren, doğa ve hayvanlar için farkındalık çalışmaları yapan, geri dönüştürülebilen atık malzemelerden kıyafet tasarımları yaparak, defilelere imza atan sanatçı Zeliha Sunal, “Bizim eve işçi, usta girdiğini asla hatırlamıyorum. Beton işini de, elektronik işini de (babam) kendi yapardı. Annem deseniz bu işin dehası. Üstünüzdeki elbiseleri dikerdi. Hiçbir şey atmazdı mutfakta mutlaka değerlendirirdi sebzelerin suyunu vs. Evdeki her şeyi değerlendirerek büyüdüm.” dedi.

Doğaya, hayvanlara ve çevre duyarlılığına dikkati çektiği “Sev Dünyayı” adlı şarkısına klip çeken sanatçı, birkaç ay önce kaybettiği eşi usta müzisyen Nazmi Sunal ile hastane sürecinde hazırladıkları geri dönüştürülebilen atıklardan oluşan tasarımlarını, farkındalık projelerini, müzik kariyerini, Türkiye’nin en büyük “çevre Korosu” çalışmalarını ve özel hayatını AA muhabirine anlattı.

SORU: Zeliha Hanım merhaba. Öncelikle başınız sağ olsun. Birkaç ay önce yıllarca el ele, birlikte müzik yaptığınız, sahnede ve özel hayatınızda hiç ayrılmadığınız müzisyen eşiniz Nazmi Sunal’ı kaybettiniz.

Zeliha Sunal: “Çok teşekkür ederim. İnsan arkadaşını kaybedince çok kötü oluyor. Yani o benim her şeyden önce hem iş hem yol arkadaşım, eşim, bateristim, tamircim, akıl danışanım, her şeyimdi yani. O yüzden öyle bir kayıp benim için yeri doldurulamaz ve kolay kolay atlatılamaz bir şey. Ama bizim işimiz öyle bir iş ki, şov, iş her şeye rağmen devam ediyor ve bu iş o kadar güzel bir iş ki, sizlerle beraber gerçekten yeniden canlanıyor, yeniden hayata dönüyorum. Sizler beni diri, ayakta tutuyorsunuz. Çok teşekkür ederim gerçekten. Yoksa oturup derin bir melankoliye gömülmemek işten bile değil.”

SORU: Kaç yılınız geçti birlikte?

Zeliha Sunal: “37 yıl. Bir de gece-gündüz beraber olduğumuzu düşünün yani otuz yedi seneyi ikiye katlayın. Şimdi mesela garip geliyor, arkama bakıp da davulda onu görmemek ya da ne bileyim, işe beraber çıkamamak, öneri alamamak. Başka bir dünyanın içindeyim. Ama onsuz ne yapacağım bilmiyorum.”

SORU: Ama hayatın tüm acı ve kayıplarına rağmen karşımda güçlü bir kadın görüyorum. Yıllardır sizi tanıyorum. Çok renklisiniz. Sürekli üretiyorsunuz sahnede ve sanıyorum ki bu üretimler, bu devamlılık sizi dinç ve ayakta tutmaya devam edecektir hayatın içinde.

Zeliha Sunal: “Evet, zaten her şeyden önce ben 2011 yılında başlayıp, 2014 yılından beri de bilfiil bu atıklarla geri dönüşümle çevreyle ilgili bir sürü faaliyette bulunuyorum ve birçok kuruluşla çalışıyorum. Bu kuruluşlarla çalışarak neyi, nasıl değerlendireceğimi öğrendim ve önüme başka bir dünya açıldı. Bu dünyayı da çok sevdim ben. Çünkü hem iyi bir iş yapıyorsunuz hem bildiklerinizi insanlara öğretiyorsunuz hem de kendinizi oyalayacak, meşgul edecek başka bir iş dalı da edinmiş oluyorsunuz.”

SORU: Çocukluğunuzdan bu yana böyle galiba. Babanız da sanırım evde bozulan elektronik malzemeleri, atıkları atmıyor değerlendiriyormuş. Bu küçük nüanslar sizin de bugün onları toplayıp, biriktirip üretmenize sebep olabilir mi?

Zeliha Sunal: “Evet küçük şeyler. Babam her şeyi tamir ederdi zaten. Bizim eve işçi, usta girdiğini asla hatırlamıyorum. Beton işini de, elektronik işini de kendi yapardı. Annem deseniz bu işin dehası. Üstünüzdeki elbiseleri dikerdi. Hiçbir şey atmazdı mutfakta mutlaka değerlendirirdi sebzelerin suyunu vs. Evdeki her şeyi değerlendirerek büyüdüm. Mesela benim kazağım sonra kız kardeşime kazak oldu. Sonra söküldü, erkek kardeşime yelek oldu. Sonra söküldü pas pas oldu. Sonra bir şeylerin içine girdi bize yastık oldu falan. Yani hiçbir şey atılmadı, sıfır atıklı bir evde büyüdüm.”

SORU: Bir dönem Türkiye’si öyleydi gerçekten. Hani hiçbir şey atılmazdı, kazaklar, çoraplar bile yamalanırdı.

Zeliha Sunal: “Yama denilen bir olgu var. Bak ben çok güzel kaçık naylon çorap teli çekerim. Çorap kaçsın o anda hiçbir imkan olmasın, ben o çorabı tamir edebiliyorum. Ama artık günümüzdeki teknoloji öyle bir şey ki, uğraşıp kaçıramadığımız çoraplar da var ki müteşekkirim yani. Ama naylon çorabın da çok ciddi bir atık olduğunu, erimeyen, çürümeyen bir plastik atık olduğunu da bilin.”

“Türkiye’de her şeyin tamir eden çok şahane insanlar var”

SORU: Bu atıkların kimyasal olanları gerçekten geri dönüşümsüz halde doğaya salınıyor ve zehir olarak insanların, tüm canlıların belki soluyarak, denizlerde de balıkların zarar görmesine neden oluyor. Bir kısmı gerçekten geri dönüştürülebilir hale geçerken diğer zararlı olanları da yok olmuyor. Doğada yok olmayan bu atıklar nereye gidiyor? Bu konu hakkında neler söyleyeceksiniz?

Zeliha Sunal: “Doğada yok olmuyor. Ayrıca bulunduğu yerde insanları, hayvanları, böcekleri, çiçekleri, toprağı zehirlemeye devam ediyor. Aslında burada bizim yapacağımız şey, atmadan önce düşünmek. Öncelikle zaten alırken düşünmek gerek. Yani tüketim çılgınlığı aldı başını gidiyor. O yüzden bir şey almadan önce bizim ona biraz daha dikkatli bakmamız lazım. Buna gerçekten ihtiyacım var mı? Bu çok önemli. Diyelim ki bozuldu. Bunu tamir ettirebilir miyim bir yerlerde? Acaba bunun bir tamircisi var mıdır? İnanın Türkiye’de her şeyin tamircisi var. Bozulan şeyleri tamir eden çok şahane insanlar var. Atmadan önce yine ona bakıp, yeniden değerlendirebileceğim, yani benim yaptığım gibi gazoz kapağını, naylon çorabı ya da kağıdı atmadan önce değerlendirebileceğiniz bir alan var mı? Ona bakın. Hiçbir şey yoksa güzelce hepsini ayırın, öyle atın. Zehirli atık dediğimiz şeyler özellikle piller. Mesela bunlar çok önemli, bir pil çok büyük bir alanı kirletebildiği gibi binlerce yılda onun verdiği zarar tamir olmuyor. Pilin içinde öyle değerli malzemeler var ki, bugün dışarıdan çok pahalıya alıyoruz. Ama çok şükür ki, Türkiye’mizde bunun iç malzemesini sıfır atık şekilde çıkarıp geri dönüştürecek yerler, firmalar var, Kocaeli’nde mesela. Pili götürüyorsunuz topluyorsunuz, içinden çok değerli ne varsa onları alıyorlar ve kalan atık çamur olarak süzülüyor, zaten direk toprağa verilmiyor. Eğer bir su çıkacaksa onun bütün atığı zehir çözülerek çamur halinde kalıyor ve onlar da yine çok dikkatli bir şekilde bertaraf ediliyor, yakılıyor ya da zehirli atık yakılmasa bile, plastik atıklar, tekstil atıkları, benzeri şeyler yakıt haline getiriliyor.”

SORU: Yani günümüzün modern dünyasında tabii ki piller, teknolojik aletler, zararlı şeyler hep olacak ve satın alınacak. Tüketicinin bilmesi gereken tek şey, bunları nereye vereceğini bilmesi değil mi?

Zeliha Sunal: “Çok basit, pili çöpe atmayın. Ayrı koyun ya da onları süpermarketlere götürün. Oralarda bunları koyacak kutular var. O kutuların içine bırakın. Ben apartmanımızın girişine bir pil kutusu koymuştum mesela. Herkes pilini oraya atsın diye. Çünkü, çok zehirli bir atık, mutlaka ayrı toplanması lazım.”

“Hepsi temiz, sıfır ve yeniden kullanılabilir parçalar”

SORU: Tasarımlarınızın olduğu, toplandığı atölyenizdeyiz. Geçtiğimiz aylarda “Atıksız Yaşam Platformu”nun da içinde yer aldığı bir organizasyonda kapanış defilesi sizin tasarımlarınızla yapıldı. Geri dönüştürülebilen atık malzemelerden oluşturduğunuz kıyafet ve tasarımlarınızın içinde neler var? Bu fikir ortaya nasıl çıktı?

Zeliha Sunal: “Bu fikir hastane döneminde ortaya çıktı. Eşimle, gerçekten salt ona yoğunlaştığımda çok üzgün, çok bedbin olduğumu ve ona da moral veremediğimi hissettim. Ama sevdiğim bir şeyle uğraştığım zaman, en azından sevdiğim ve kendime geldiğim, yüzümün güldüğü bir şeylerle uğraşınca onun da bana fikir verdiğini, bunun onu da teşvik ettiğini görünce ben hastane odalarında bu işe başladım. Evde de yaptık eşimle beraber, hastanede de yaptık ve gördüğünüz çalışmalar doğdu. Sabır işi. Çünkü çok ağır bir dönemden geçtik. Özellikle son 2 senemiz kötüydü. O dönemde inanın mesela şu yanımda gördüğünüz şeyin her bir parçasının içinde tek tek sevgiyle, üzüntüyle karışık ve hepsinin içinde biraz duygu var. Hepsi birleşti sonra elbise oldu. Hepsi el emeği. Örneğin burada gördüğün okunmuş gazeteler. Onun başında ya da evde okuduğum gazeteler. Onları tek tek bükerek bu hale getirip daha sonrasında birleştirerek böyle bir elbise yaptım. Orada da Gizem Özdilli giydi ve bence çok iyiydi.”

SORU: Hem geri dönüştürülebilen hem de hikayesi olan tasarımlar olmuş.

Zeliha Sunal: “Hepsinin hikayesi var gerçekten. Evet, biraz acı, üzücü, hep üzüntüyle anacağım şeyler ama gördüğü ilgi beni çok mutlu etti. Banu Noyan’a teşekkür ediyorum bu konuda fırsat yarattığı için bana. Böyle bir fırsatla bu eserleri gün yüzüne çıkarma imkanım oldu. Çünkü ben bu konuda yaklaşık 6 senedir çalışıyorum. Pandemi öncesinde de çalışıyordum. Çevre ve geri dönüşümle ilgili konular içeren değişik sergilerde, festivallerde de bulundum, anlattım. Kadınlarla çalıştım atölyeler düzenledim. Mesela bu üstümde gördüğünüz şeyin her biri kısaltmak üzere terziye götürdüğümüz pantolon paçaları. Hepsi temiz, sıfır ve yeniden kullanılabilir parçalar.”

SORU: Patchwork mü deniyor buna?

Zeliha Sunal: “Patchwork gibi ama bu dikiş Japonya’da çok ünlü bir dikiş olan Sashiko diye bir yöntem ve çok şık durduğu için bunu tercih ettim. Mesela burada gördüğünüz düğmeler de kuru temizlemeye verdiğimiz gömleklerden, ceketlerden düşen, kalan artık düğmeler. Gidip oralardan topluyorum ve bu paçalarla beraber böyle yapıyorum.”

“Yıllardır ‘Sev Dünyayı’ şarkısının peşindeydim”

SORU: Nereleri dolaşıyorsunuz bu atıklar ve parçalar için?

Zeliha Sunal: “Özellikle AVM terzileri ve kuru temizleyiciler tam ideal kaynak benim için. Hatta bir sürü başka terzi arkadaş edindim kendime, gidip istiyorum. Ne kadar paçan var, bugün ne var bana? diyorum. Ama onun dışında kullandığımız çok malzeme var. Poşet mesela. Poşetlerden değişik şeyler yapıyoruz. Açma halkası, soğan çuvalı, kahve çuvalı, bakış açısı önemli tabii yapmak istediğiniz şeyler için. Kullandığım gece elbiselerini dönüştürdüğüm de oluyor. Burada gördüğünüz gibi pet şişe kapakları var, yaptığım objeler var. Burada vurgulamak istediğim şey, her şey yeniden kullanılabilir. Yeter ki siz bakış açınızı değiştirin.”

SORU: Sözleri rahmetli Cem Karaca ve Can Ayhan’a ait, müziğini de Atilla Şereftuğ ve Daniela Simmons’ın yaptığı 1992’de UNESCO için Türkiye’nin en önemli sanatçılarının seslendirdiği ‘Sev Dünyayı’ parçasını tekrar yorumlayıp, kliplendirdiniz. Burada çevre kirliliği, iklim değişikliği, atıksız yaşama dikkat çektiniz. Duyarlılık ve farkındalıkları olan bu projeler gerçekten yerine ulaşıyor mu?

Zeliha Sunal: “Keşke 1993 yılında bu şarkıyı bütün sanatçılar söylediğinde sözlerine biraz daha dikkatli baksalardı, daha güzel olurdu. Çünkü bugünkü durumumuzla aynı sözleri içeriyor. Eğer bunun çevre için güzelliğini vurgulasalardı, Türkiye’de geri dönüşüm ya da bu atıkların biraz daha dikkatli atılması için belki daha farklı bir bakış açısı gelebilirmiş o zaman. Ben yıllardır bu şarkının peşindeyim. Çok teşekkür ediyorum herkese. Bu projeyi bana ücretsiz verdiler kullanmam için. Özellikle o yıllarda bu projeyi oluşturan Adalet Sertan Ayhan Beyefendi’ye çok teşekkür ediyorum, bana güvenip projeyi verdiği için. Doğru yere gideceğinden emindi kesinlikle. O yüzden sağ olsunlar. Bunu özellikle geri dönüşüm firmasıyla da ilişkilendirerek yaptık. Çünkü bazen sanatçı olarak tek başına gücünüz yetmiyor.

Ben bununla ilgili uğraşıyor, farkındalık yaratmak için projeler yaratıyorum. Çok ciddi projeler yaptık. Hatta İGA, Çevko Vakfı ve Türçev ile Mavi Bayrak projeleri olmak üzere aklınıza gelecek her türlü çevre projelerinin içinde bizzat var oldum. Bundan dolayı çok mutluluk duyuyorum. Ama daha çok şey anlatmak, daha farkındalık projeleri yaratmak istiyorum. Tek başıma yetemediğim yerlerde, sanat konularına özellikle eğilen kişilerin ve firmaların varlığı bizi çok mutlu ediyor sanatçı olarak. ‘Sev Dünyayı’ şarkısında da Exitcom Recycling firması bana destek verdi ve beraber bu klibi, şarkıyı oluşturduk. Bunu oluştururken aklımıza daha çarpıcı bir şey geldi. Bu dünyayı birlikte paylaştığımız canlılar var. Exitcom Recycling’in genel müdürü sevgili Murat Ilgar, Kocaeli’nde ‘Empati Karavanı’ diye bir projenin de sahibi. Bu proje, sokağa, Kocaeli’nin dağlarına atılan evcil köpekleri kapsıyor. Ama sadece Kocaeli’ni değil, karavana atlayıp bütün Türkiye’yi dolaşıyor ve sokağa atılan evcil hayvanları bularak besliyor. Bu köpekler dağ başlarında perişan. Onlara evler yapılıyor, mama ve su götürülüyor, besleniyor. Bu canların da bakıma ihtiyacı var. Biz de bu projeyi yaparken ucundan tuttuk. Hep beraber dünyayı paylaşıyoruz. Şu anda buradaki bir karınca ya da başka bir hayvan ya da birlikte yaşadığımız her şey bence bir kombinasyon olarak değerlendirilmeli.”

“Telefona bağlı yaşayanlar neyi ne kadar tükettiğinin farkında olamayabiliyor”

SORU: Bahsettiğimiz daha da acı aslında o canlar için. Sahipleri var ama yok, çünkü ormana kimsesizliğe bırakılıyorlar.

Zeliha Sunal: “Bir gün önce sıcacık sobanın başında otururken ertesi gün kendini karın içinde bulmak nasıl bir şey acaba? Yani insanların hakikaten biraz empati kurması lazım. Sadece o da değil yani, o kadar hunharca kirletiyoruz ki dünyayı. Yani ben sinir oluyorum. Tatile gidiyoruz hep beraber arabalar, arabalar. Zaten karbon salınımı müthiş. O da yetmiyor gibi ortadaki refüj arasına da sigaralarımızı, plastik, pet şişelerimizi, torbalarımızı, her şeyi atıyoruz. Özellikle yazın yoğun dönemlerde bir bak otoyollara sinir olursun.”

SORU: Acaba insan sadeleşme yoluna gitmek yerine masumiyetini, temizliğini mi kaybediyor zaman içinde?

Zeliha Sunal: “Yıllar önce Oscarlık bir çizgi film vardı Vol.i diye. Sadece telefona ve bilgisayara bağlı yaşayan insanlar neyi, nereye attığının, neyi ne kadar tükettiğinin farkında olamayabiliyor. Bizim ulaşmamız lazım herkese, bunu anlatabilmek için. Vol.i’de bu tarz insanların artık dünyayı nasıl bitirdiğini, bir tane çiçeğe, bir avuç toprağa ihtiyacı olduğunu ve bulduklarında da onu özel, nerelerde saklayacağını bilemedikleri bir dünya anlatılıyor. Gelecekte yaşayacağımız şey ne yazık ki aynı. Çöpleri gömüyoruz, yaşadığımız yerleri betonlaştırıyoruz, çok küçücük alanlara evler dikiyoruz ve bunlar yüksek evler. Bir ailenin yaşayacağı eve, yüz aileyi yerleştiriyoruz. Bunlara göre altyapıları planlamadan yapıyoruz. Yollarımızı ağaçlandırmadan, hatta otoparklarımızı, her şeyimizi planlamadan yapıyoruz. Karbon ayak izimiz çok yüksek. Suyu acayip harcıyoruz ve yakında susuz kalacağız. Denizlerimizdeki balıkları, siz zannediyor musunuz sırf hamsi tutuluyor ya da sırf lüfer tutuluyor? Hayır. O ağların içinde başka deniz canlıları da tutuluyor ve onlar ölüp tekrar denize atılıyor. Bunlar çok kötü. Özellikle sanayi balıkçılığında mesela. Oturup içine daldığınızda öyle ağır konular buluyorsunuz ki, ister istemez gömülüyorsunuz. Çözüm arıyorsunuz, çözümün de farkındalık yaratmak olduğunu düşünüyorum. İşte bu şarkılar gibi üç tane daha var. İklim değişikliği ile sıfır atık ile ilgili var.”

“Özellikle bir tanesinin okullardan teneffüs zili olarak çalmasını arzu ediyorum”

SORU: Yeni şarkılar mı?

Zeliha Sunal: “Hayır, onlar biraz daha eski döneme, son 3 yıla ait şarkılar. Özellikle bir tanesinin okullarda teneffüs zili olarak çalmasını arzu ediyorum. Çünkü çocukken kafamıza neyi atıp, neyi atmayacağımız yerleştirilirse bence bu Türkiye için atıksız bir nesil, daha çevreci bir nesil yetişmesi için çok ama çok önem arz ediyor. Bu da alttan bir mesaj.”

SORU: Yıllardır dünyanın birçok yerinde sahneye çıktınız. Çok sayıda devlet başkanının ağırlandığı, devlet protokol organizasyonlarında sahneye çıktınız. Kendi televizyon programlarınız, Türkçe ve yabancı dillerde orkestra solistliğinizle birlikte Hollywood, Bollywood ve Yeşilçam müzikaller projeleriniz keza hepsini yaptınız. Sanat ve sahne anlamında yeni projeler var mı?

Zeliha Sunal: Yeni projeler var tabii. Sevgili Tolga Gülen ve Dilek Uslu ile Türkiye’nin en büyük ‘Çevre Korosu’nu kurmak üzere çalışıyoruz. Türkiye’nin her yerinde çeşitli korolar var. Özellikle İstanbul’da her köşede bir koro çalışıyor. Bu konuları birleştirip Türkiye’nin en büyük çevre korosunu yapmak istiyorum. Çevre şarkıları, içinde çiçekli böcekli, her türlü şarkının olduğu bir repertuvar oluşturmak niyetindeyim. Bunun için çalışmalara başladık. Düşünsenize, belki siz de bilirsiniz, çok eski, mesela bir çocuk şarkısı vardır; ‘Yemyeşil kırlarda bir yavru geyik vardı. Annesinin yanında hoplaya, zıplaya oynardı.’ sözleri olan. Yani böyle şarkılarla büyüdük biz. Yeni nesil böyle şarkıları öğrenmeli.”

SORU: Çok teşekkür ederiz. Son olarak mesajınız varsa alalım.

Zeliha Sunal: “Diğer sanatçı arkadaşlarımın da bana destek vermesini çok arzu ediyorum bu konuda. Türkiye’de sanatçılar olarak beraber, el ele verdiğimizde yapamayacağımız şey yok. Bu Türkiye bizim. Şarkı söyleyecek yerlerimiz yarın bir gün kalmayabilir. O yüzden bizler de elimizi taşın altına sokalım ve daha güzel bir dünya için, güzel şarkılarımızı söylemeye beraberce devam edelim.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir