Erdoğan ve Miçotakis’in imzaladığı Atina Bildirgesi, Türkiye-Yunanistan ilişkileri için ne kadar önemli?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin geleceğinin siyasi altyapısını oluşturan “Dostane İlişkiler ve İyi Komşuluk Atina Bildirgesi”ni imzaladı. Miçotakis, bildirgenin 1930’da dönemin başbakanları İsmet İnönü ve Elefterios Venizelos’un imzaladıkları “dostluk anlaşmasından” sonra yapılan ikinci deklarasyon olduğunu belirterek atılan adımın tarihsel önemine işaret etti.

Taraflar arasında dostane ilişkiler ve iyi komşuluk anlayışını benimseyen bildirge, askeri gerginlikten kaçınmak için güven artırıcı önlemlerin alınmasını ve Ege sorunlarına uluslararası hukuku temel alan barışçıl çözümlerin bulunmasını içeriyor.

Erdoğan ve Miçotakis, Türkiye ve Yunanistan arasında yeni, sakin ve işbirliğine dönük bir dönemin başlatılması çağrısı yaptı.

İki lider, azınlıkların statüsü, Kıbrıs sorununun çözümü gibi konularda ise farklılıklarını basın toplantısında da dile getirdi.

5. Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi (YDİK) için buluşan iki lider, Türk-Yunan ilişkilerinin bugünkü mevcut durumunun daha da ivme kazanması için ekonomi, ticaret, turizm gibi alanlarda somut adımlar attı.

Miçotakis, basın toplantısında, ikili ilişkilerin geleceğini de sağlama almak için imzalanan Atina Bildirgesi ile 1930’da imzalanan “Türk-Yunan Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaştırma ve Hakemlik Antlaşması” arasında paralellik kurdu.

Söz konusu anlaşma, Lozan Antlaşması’yla çözümlenememiş bazı sorunların çözülmesini sağlamış ve yakın zamana kadar savaşan Türkiye ve Yunanistan arasında tarihi bir dönemin başlangıcı olmuştu.

Miçotakis’in bu hatırlatmayı yaparak, iki ülke arasında başlatılmak istenen yeni dönemin, en az 1930’daki süreç kadar önemli ve tarihi olduğu mesajını vermek istediği belirtiliyor.

Bildiride neler var?

Bildiri, iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde Türkiye ve Yunanistan’ın ilişkilere bakış açıları ve iyi komşuluk ilişkisinin kurulması için gerekli iradeye sahip oldukları teyit ediliyor.

Bölgenin refahı ve dinamizmini önemli ölçüde artırma potansiyeli olan iki ülkenin dostluk ve güven ortamında her iki ülke toplumu için çalışmaya devam edeceğinin belirtildiği bildiride; her türlü anlaşmazlığı dostane ilişkiler, karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama anlayışı ve barışçıl yollarla uluslararası hukuka uygun çözme kararlılığı vurgulanıyor.

İkinci bölümde tarafların üzerinde uzlaşıya vardıkları unsurlar belirtiliyor.

Yapıcı ve anlamlı siyasi görüş alışverişini devam ettirme ve bu kapsamda Ege sorunlarının çözümü için oluşturulan istikşafi ve istişari görüşmelerin devamını kabul eden Erdoğan ve Miçotakis, Ortak Eylem Planı kapsamında başta ticaret, ekonomi, turizm, ulaştırma ve enerji gibi alanlarda pozitif gündemi sürdürmeyi kararlaştırdı. İki lider, 5 milyar dolar olan ticaret hacminin 10 milyar dolara çıkarılmasını hedefliyor.

Gerginlikleri önleme mekanizmaları

Türkiye ve Yunanistan, Doğu Akdeniz ve Ege’de geçmiş dönemlerde yaşanan askeri ve siyasi gerilimlerin bir daha yaşanmaması için alınacak önlemler konusunda uzlaştı.

“Yersiz gerginlik kaynaklarının ve bunlara ilişkin risklerin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunacak, askeri alandaki tedbirleri de içeren Güven Artırıcı Önlemler” alınmasına karar veren Erdoğan ve Miçotakis, bildirgenin içeriğini ve ruhunu zayıflatıp itibarsızlaştıracak eylem ve girişimlerden uzak durmayı da kabul etti.

Liderler aynı şekilde, “bölgelerinde barış ve istikrarın muhafazasını tehlikeye atacak her türlü beyan, girişim veya eylemden sarfınazar etmeyi taahhüt ederler” ifadesinde de uzlaştı.

Bildirgede yer alan son uzlaşı ise “Taraflar, aralarında ortaya çıkan herhangi bir anlaşmazlığı, doğrudan istişare yoluyla veya Birleşmiş Milletler Şartı’nda öngörülen, ortaklaşa belirlenecek diğer yollarla dostane biçimde çözmek için gayret göstereceklerdir” şeklinde metne yansıdı.

Bildirinin özellikle gerginliklerin önlenmesine ve sorunların barışçıl yollarla çözümüne ilişkin kararları dikkat çekti. Türkiye ve Yunanistan, 1996’da Kardak bunalımı ve 2019-2020 Doğu Akdeniz bunalımında askeri olarak karşı karşıya gelmişlerdi.

Ege ve Akdeniz’de kıta sahanlığı, karasularının genişliği, hava sahasının belirlenmesi, aidiyeti belirsiz adacıklar sorunu, 12 adaların silahlandırılması gibi tarafların gündeme getirdiği birçok sorun var.

İlkesel uzlaşının parametreleri belli değil

Atina Bildirgesi, sorunların nasıl çözülmesi gerektiğine ilişkin ilkesel uzlaşıyı ortaya koymasına karşın, bu çabanın nasıl ve hangi parametreler üzerine inşa edileceğini ayrıntılandırmıyor.

Miçotakis, Doğu Akdeniz ve Ege sorunlarını basın toplantısında gündeme getirdiğinde, “Uygun zaman geldiğinde kıta sahanlığı sorunlarını da konuşmaya hazır olacağız. Uluslararası deniz hukuku, bu sorunların çözümünde önemli rol oynar mesajını verdi.

Erdoğan ise Türkiye ve Yunanistan’ın çözemeyeceği sorun olmadığını kaydederken, ikili sorunları çözerek dünyaya örnek olabileceklerini söyledi.

Tarafların, bu mesajlarla, zor sorunların çözümünü zamana bırakmayı ve bu süreçte güven ilişkisini güçlendirmeyi tercih ettikleri değerlendirmeleri öne çıktı.

Kıbrıs ve azınlıklar konularında farklı söylem

Erdoğan ve Miçotakis’in basın toplantılarında farklılıklarını gizlemedikleri iki önemli konu ise Kıbrıs sorunu ve azınlıklar meselesi oldu.

Miçotakis, Kıbrıs sorununun çözümünde BM Güvenlik Konseyi kararlarının temel alınması gerektiğine işaret etti; iki taraflı, iki kesimli federasyon modeline atıf yaptı. Bu model, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ufak değişikliklerle varlığını sürdürmesini içeriyor.

Erdoğan ise Kıbrıs sorununun adanın gerçeklerine uygun şekilde ve iki devletli çözümü esas alarak çözülmesi gerektiğini söyledi. Buna göre Ankara, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin eşit ve egemen temsil edilecekleri iki ayrı devletin kurulmasını istiyor. Taraflar arasındaki görüş ayrılığı en sonuncusu 2017’de İsviçre’nin Crans Montana kentinde yapılan barış görüşmelerinin yeniden başlamasına engel oluşturmuştu.

Erdoğan ve Miçotakis, azınlıklar konusunda da farklı pozisyonlarını dile getirdi. Her iki lider de kendi topraklarında yaşayan azınlıkların iki ülke arasında köprü oluşturduğunu kabul etse de, azınlıkların hukuki tanımları ve hakları konusunda aynı görüşte değil. Erdoğan, Batı Trakya’da yaşayan azınlığın “Türk” olarak tanımlanması ve uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanmaları gerektiğini söyledi.

Miçotakis ise Batı Trakya’daki azınlığın Lozan Antlaşması’nda “Müslüman azınlık” olarak belirtildiğini, Yunanistan’ın da vatandaşlarına buna göre davrandığını vurguladı.

Türkiye, Yunan hükümetlerinin “Türk” adını kullanan dernek ve kurumları kapatmasını azınlık mensuplarının kendi dini temsilcilerini seçmesine izin verilmemesini eleştiriyor.

Yunanistan ise Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesine ve 1971’den bu yana kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmamasına tepki gösteriyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir