İSO Başkanı Bahçıvan’dan sanayi uyarısı: Üretmeden kalkınma olmaz

Haber gorseli

İSO Meclisinin temmuz ayı olağan toplantısı “Türkiye’yi Bekleyen Tehlike: Erken Sanayisizleşme” ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi.

Toplantının açılışında konuşan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayicinin güçlenmesinin Türkiye’nin güçlenmesi olduğunu, sürdürülebilir, nitelikli kalkınma ve refaha ancak sanayileşme yoluyla ulaşılabileceğini kaydetti.

Türkiye’de imalat sanayinin toplam Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki payına değinen Bahçıvan, “Bunun yanı sıra mevcut üretim tabanının düşük teknoloji, yetersiz öz sermaye, zayıf verimlilik ve yüksek ithal girdi bağımlılığı içine sıkışması gibi bir tehlike söz konusudur.” diye konuştu.

Bahçıvan, Türkiye’de sanayinin zayıflaması ile gelişmiş ülkelerde sanayinin ekonomi içindeki ağırlığının azalmasının aynı olmadığına işaret ederek, gelişmiş ülkelerin yüksek teknoloji odaklı sanayi sonrası bilgi toplumuna geçerken, Türkiye’de geleneksel sektörlerin her geçen gün gerilediğini söyledi.

Türkiye’nin klasik sanayileşmesini tamamlamadan hizmet sektörü ağırlıklı bir ekonomiye sahip olma yolunda ilerlediğini ifade eden Bahçıvan, “Bu durumu ülkemizin ve toplumumuzun geleceği açısından doğru bulmuyoruz. Zira bilinmelidir ki toplumlar ancak üreterek ayakta kalabilir.” açıklamasında bulundu.

Bahçıvan, erken sanayisizleşmenin, gelişmekte olan bir ülkenin sanayileşme ve teknolojik gelişim sürecinde yeterince ilerlemeden, sanayinin ekonomide lokomotif olma rolünü yitirdiği, imalat sanayinin yapısal dönüşümünü tamamlamadan üretim, istihdam ve yatırım içindeki ağırlığını kaybetmeye başlaması olduğunu anlattı.

“SDM, küresel standartlarda bütüncül bir sanayi dönüşüm yaklaşımını benimseyecek prensiplerle kurgulandı”

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, sanayisizleşme riskini yaratan bir dizi küresel ve yurt içi dinamiklerin olduğunu belirterek, gerçekleştirmek durumunda oldukları kalkınma sıçraması için “Yeni Nesil Sanayi Politikası”nın en üst seviyede ihtiyaç duydukları kılavuz olduğunu kaydetti.

Oda olarak Stratejik Dönüşüm Merkezini (SDM) kurduklarını anımsatan Bahçıvan, “SDM, küresel standartlarda bütüncül bir sanayi dönüşüm yaklaşımını benimseyecek prensiplerle ve bununla bağlantılı saha uygulamalarıyla kurgulandı.” diye konuştu.

Bahçıvan, SDM’nin ürettiği ve Türkiye’de ilk defa uygulanacak “Değer Odaklı Dijitalleşme ve Büyüme Programı”nın erken sanayisizleşmeyle mücadelede firma düzeyinde yapacaklarının en yüksek standardı olduğunu dile getirdi.

Türkiye’nin bugünkü en temel ihtiyacının sanayi sektörünün ana yapısal sorun ve ihtiyaçlarına bütünlüklü şekilde ve uzun vadeli bakış açısıyla yanıt verecek kapsamlı bir sanayi politikası çerçevesi olduğunu aktaran Bahçıvan, “Bu süreçte kamu ile sanayi sektörümüz arasındaki iletişim ve işbirliğinin, küresel dönüşümün getirdiği yeni şartlara göre yeniden kurgulanmasının da bir o kadar önemli olduğu düşüncesindeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.

“Türk üreticisi ve ihracatçısı olarak rekabet edeceğimize inanıyorum”

Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasının ardından Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Burcu Aydın moderatörlüğünde panel düzenlendi.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, panelde yaptığı konuşmada, sanayinin konuşulduğu, tartışıldığı bir ortamda olduklarını belirterek, erken sanayisizleşme konusuna dikkati çekti.

Gültepe, 20 sene önce küresel üretimde Çin’in almış olduğu payın yüzde 5 olduğunu anımsatarak, “Bugün yüzde 35’e yükselmiş. Demek ki bir şeyleri güzel bir şekilde kısa, orta ve uzun vadede iyi bir şekilde planlamışlar. İhracattan aldığı pay ise 20 sene önce yüzde 3 seviyelerindeyken, şimdi yüzde 14 seviyesine çıktı.” dedi.

Türkiye’nin rekabetçiliği koruyamadığından dolayı üretici ve sanayicinin zor durumda kaldığına işaret eden Gültepe, “Rekabetçilik korunmuş olsaydı Türkiye’nin dünyadan almış olduğu ihracat ya da üretimden almış olduğu pay yükselmiş olabilirdi.” ifadesini kullandı.

Gültepe, Çin, Hindistan ve Vietnam’ın küresel ihracattaki payının arttığını belirterek, “Türk üreticisi ve ihracatçısı olarak rekabet edeceğimize, geçmişte olduğu gibi bugün de yarın da yapabileceğimize inanıyorum ama gerekli olan rekabet şartlarının ortaya konması lazım.” şeklinde konuştu.

“Rusya-Ukrayna Savaşı ekonomimizi çok daha dramatik etkilemiştir”

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir ise Orta Doğu’da ciddi gerilim olduğunu, bunun giderek arttığını ifade ederek, “Küresel enerji piyasalarını adeta sarsan ve global ölçekte tüm ülkeleri etkileyen, artık insanların ne kadar rezervinin kaldığını konuştuğu, tekrar petrol fiyatlarının 100 doların üstünü görebileceğinin tartışıldığı son derece kritik bir dönemden geçiyoruz.” dedi.

Rusya-Ukrayna Savaşı çıktığında savaşın ilk 3 ayında Türkiye’nin net enerji ithalatının yaklaşık 19 milyar dolar olduğunu, ABD-İsrail, İran savaşı sonrasındaki ilk 3 ayda yapılan net enerji ithalatının yaklaşık 14 milyar dolar olduğunu belirtti.

Özdemir, Rusya-Ukrayna Savaşı ile ABD-İran Savaşı arasındaki enerjide verilen cari açığın farkının 5 milyar dolar olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

“Aslında insan baktığında daha tersi bir beklenti bekliyor. Çünkü Amerika, İran ve İsrail jeopolitik anlamda tüm Orta Doğu’yu ve tüm global ölçekte herkesi çok daha fazla etkiliyor. Hürmüz Boğazı geçişine tüm dünyanın ciddi anlamda gerek enerji, gerek petrokimya, gerek tohum, ham madde ve benzeri eksende çok ciddi ihtiyacının olduğu bir bölge. Ukrayna, daha çok Avrupa’nın tarım ve civar ülkelerin sadece enerji noktasında etkilendiğini düşündüğümüz yer diyebiliriz. Rusya-Ukrayna Savaşı ekonomimizi çok daha dramatik etkilemiştir.”

Özdemir, ABD, İran, İsrail savaşının Türkiye’nin diplomatik ağırlığının bir ekonomik varlığa dönüşebilme potansiyeli taşıdığını söyledi.

2008-2010 yıllarında ekonomide yaşanan gelişmelere ilişkin hatırlatmalarda bulunan Özdemir, “O gün elde ettiğimiz ucuz finansmanla fabrika sayılarımızı 1’den 2’ye, 2’den 4’e mi çıkardık? Yoksa söz konusu ucuz kaynakları bambaşka şeyler için mi kullandık? Ben ülkemizin temel problemlerinden bir tanesinin plansız sanayileşme olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmelerinde bulundu.

Özdemir, MÜSİAD’ın yaklaşık 6 aydır Türkiye’nin atıl kapasitesi üzerine çalıştığını, Türkiye’deki fabrikaların bazılarının hissiyatla fazla büyük, bazılarının ise planlı olarak iyi büyüklükte kurulduğunu gözlemlediklerini dile getirdi.

Atıl kapasitelere ilişkin değerlendirme yapan Özdemir, “5 tane hattı olup o hattın en fazla 2’sini doldurabilen kıymetli tesislerimizin farklı alanlarda devlet eliyle büyük sanayi tesislerinin alt tedarikçisi haline getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

Erken sanayisizleşme kavramının önemine değinen Özdemir, “Son 2 yıldır iş gücü anlamında sanayi sektöründen hizmetler sektörüne 160 bin geçiş var. Yani iş gücü sayımız azalmıyor ama maalesef üretimden ve sanayiden insanlar hizmetler sektörüne doğru kayıyor. Aslında bu da erken sanayisizleşmenin bir göstergesi temelinde. Bizim mutlak surette sanayicinin ya da sanayi, üretim, imalat alanında çalışanlarla hizmet sektöründe çalışanlar arasındaki konfor farkını bir şekilde kapatıyor olmamız lazım.” değerlendirmelerini yaptı.

“Çok genç yaşta da ekonomiye yön verilebiliyor”

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Avustralya İş Konseyi Başkanı ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Üyesi Steven Young ise tüm dünyada değişim rüzgarlarının estiğini belirterek, teknoloji, nesnelerin interneti, yapay zeka gibi konularda muazzam bir değişimin olduğuna işaret etti.

İçinde bulunulan değişimin hızlı ve yıkıcı olduğuna dikkati çeken Young, “Fırsatlar barındırdığı kadar tehditler de barındırıyor. Demografik değişim de var. Bu demografik değişimle birlikte bizim şunu kabul etmemiz gerekiyor; çok genç yaşta da ekonomiye yön verilebiliyor.” açıklamasında bulundu.

yok

Author: Mehmet Yıldız