Türkiye’nin, İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayarak kadına yönelik şiddete karşı attığı adımın üzerinden tam 15 yıl geçti. Ancak, 11 Mayıs 2011’de imzalanan bu sözleşmeden, 2021 yılında Cumhurbaşkanlığı kararıyla çekilme süreci yaşandı. Kadın örgütleri, bu durumun şiddetle mücadelede hak temelli yaklaşımın zayıflamasına yol açtığını belirterek, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” mesajını hala dile getiriyor.
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’nın verilerini paylaştı. Nisan ayında bu hatta toplamda 183 çağrı gelirken, 42 yeni vaka kaydedildi. Bu vakaların 33’ü ev içi şiddetle ilgiliydi. Olayların çoğunda fail, maalesef eş durumundaydı ve başvuruların yarısı psikolojik şiddet nedeniyle yapıldı. Şiddete maruz kalanların %94.4’ünü kadınlar oluşturmaktaydı. Psikolojik şiddet, %50 ile en yaygın şiddet türü olarak raporlandı; fiziksel şiddet ise %32.15 oranında yer aldı. Sosyal şiddet %10.71, cinsel ve ekonomik şiddet ise %3.57 olarak belirlendi.
Federasyon Başkanı Canan Güllü, Cumhuriyet’e verdiği röportajda, “Nisan ayında gelen çağrılar, kadınların en çok yakınlarındaki erkekler tarafından şiddete maruz kaldığını bir kez daha kanıtladı. Şiddetin adresi çoğu zaman sokak değil, ‘güvenli alan’ olarak bilinen evler oluyor. Vakaların yarısında psikolojik şiddetin ön planda olması oldukça çarpıcı. Kadınlar, yalnızca fiziksel saldırılara maruz kalmıyor; ayrıca tehdit, baskı ve yalnızlaştırma gibi durumlarla da karşılaşıyor. Fiziksel şiddet toplumda daha fazla tepki alırken, psikolojik şiddet çoğu zaman normalleştiriliyor. Oysa bu, kadınların yaşam enerjisini ve özgürlüklerini yok eden bir süreçtir” ifadelerini kullandı.
Güllü ayrıca, “İstanbul Sözleşmesi’ni imzalarken kadına yönelik şiddetin bir insan hakları ihlali olduğunu kabul etmiştik. Fakat 2021’de sözleşmeden çekilmenin toplumsal sonuçları ağır oldu. Şiddetle mücadelede hak temelli yaklaşım zayıfladı, cezasızlık algısı arttı ve kadınlar kendilerini daha yalnız hissetmeye başladı. Biz, ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ demekten vazgeçmeyeceğiz. Bu sözleşme, önlem, koruma ve yaşam hakkı demektir. Kadınlar yaşamak istiyor ve devletin görevi bu yaşamı korumaktır” dedi.
29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan ise İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasında Türkiye’deki kadın hareketinin önemli bir rolü olduğunu vurguladı. Sarıhan, “Bu sözleşmenin feshedilmesi, kadına yönelik şiddetin kontrolsüz kalmasına neden oldu. Daha önce günde dört cinayet yaşanırken, bugün sayısını bilemediğimiz kadar kadın cinayeti gündeme geliyor. Kadınların diğer hakları açısından da önemli gerilemeler söz konusu” dedi. Sarıhan, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını kabul etmediklerini belirterek, 6284 sayılı kanunun da sözleşmenin temel ilkelerine dayandığını hatırlattı. “Biz, bu sözleşmenin yürürlükten kaldırılmasını kabul etmiyoruz. Çünkü 6284, esasen bu sözleşmeye dayalı bir yasadır. Bu bilinçle sözleşmeye yeniden dönülmesini istiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.